Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

ESKİ AHLÂK

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim. Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış. Ortak olan büyük bir tarlaları varmış. Ne mahsul çıkarsa, ikiye pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş.
Bir yıl, yine harmandan sonra buğdayı ikiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış; "Kardeşim! Ben gidip çuvalları getireyim. Sen de buğdayı bekle!" Kardeşi; "Peki abi." demiş.
Halil gitmiş çuval getirmeye. O gidince İbrahim, düşünmüş; "Abim evli ve çocuklu. Onun evine daha çok buğday lâzım." diye onun buğday yığınına kendi payından birkaç kürek buğday atmış.
Az sonra abisi Halil çuvalları getirip demiş ki: "Haydi İbrahim. Önce sen çuvalını doldur da götür!"
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup evine götürmüş. O gidince, Halil, düşünmüş bu defa: "Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek ve evlenecek." O da kendi payından kardeşinin yığınına birkaç kürek buğday atmış.
Velhasıl, birbirlerinden habersiz, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından alıp diğerinin yığınına birkaç kürek buğday atmış. Bu, böyle sürüp gitmiş.
Nihayet akşam olmuş ve karanlık basmış. Görmüşler ki, taşıdıkları buğday yığınları bir türlü bitmiyor. Hatta eksilmiyor bile.
Allahü teâlâ buğdaylarına öyle bereket vermiş, öyle bereket vermiş ki, iki kardeş günlerce buğday taşıyıp, bitirememişler. Şaşırmışlar bu işe. Anbarları dolup dolup taşmış.

Bugün "Bereket" denilince, hep bu kardeşler akla gelir. "Halil-İbrahim bereketi" sözü meşhur olur.

İSTATİSTİKLER

Bugün:441
Dün:2,458
Bu Ay:71,974
Toplam:13,188,791
Online Ziyaretçiler:6
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842